Hüseyin Özcan
Bektâşî Âdâb ve Erkânı
Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde Bektâşîlik anlayışının önemli bir yeri vardır. Başlangıcı İslam
öncesi inançlara kadar götürebilen bu anlayış, zamanla gelişerek ve yaygınlaşarak Türk toplumunda
kitleleri arkasından sürükleyen tasavvûfî bir akım haline gelmiş, zengin Türk sosyal hayatı ve tasavvûfî
inanç mozayiği içersinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bektâşîlik Osmanlı zamanında popüler en
büyük Türk tarîkâtı olma özelliğine sahiptir.

Erkân tarîkâtın kuralları, yasası durumunda olan ilkeler, törenler bütününe denir. Bu kurallar ve
uygulamalar hakkında bilgi veren eserlere “erkân-nâme” denir.

Tasavvuf ıstılahında sûfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara “âdâb-ı sofiyye”, tarikât ehlinin
gözettiği ve dikkate aldığı kurallara “âdâb-ı tarikât” veya “âdâb ve erkân” denir. Tasavvufta zamana,
mekana, muhataba, hâle ve makama göre bir takım âdâb vardır. Tasavvufî toplantılarda bulunanların
uyması gereken edeb ve usûle “âdâb-ı sohbet”, “âdâb-ı işret ve sohbet”, şeyhin dikkate alması gereken
kâidelere de “âdâb-ı şeyh”, müridin tâbi olması lazım gelen kâidelere de “âdâb-ı mürid” denir.

Sûfiler, bağlı bulundukları tarikâtın kurallarına uygun olarak yaşarlar. Bu kurallar bütünü o tarikâtin
âdâb ve erkânını oluşturur. İslam mistiklerinin toplum içinde uygulamaları ile ilgili hususlar “âdâb-ı
sûfiyye, erkânnâme yahut mi’yar-ı tarîkat” denilen eserlerle anlatılagelmiştir. “Adâbu’l-müridîn, İrşâd’
ul-müridîn, Âdâbu’s-seniyye, Sünen-i meşâyıhı Halvetiyye, Behçetü’s- seniyye, Dürretü’l-esrar ve
Kenzü’l-feyz gibi sûfi literatürde örnekleri olan âdab kitaplarında yer alan konular tasavvuf
klasiklerinde de ele alınıp işlendiği gibi yine tasavvuf klasiği kabul edilen Risale-i Kuşeyrî, Keşfu’l-
Mahcûb, El-Lumâ, Cevâmiü Adâbi’s-Sûfiyye, Avârifü’l-Maarif, Taarruf gibi daha ziyade ıstılahât-ı
sûfiyye veya Tabakât-ı sûfiyye denilen eserlerin bünyesinde de belli başlıklar altında kısmen veya geniş
olarak ele alınmaktadır. Âdâba dair hususlar daha sonraki dönemlerde bilhassa Türk sûfileri tarafından
mi’yar-ı tarikât, âdâb-ı tarikât, hurde-i tarikât, tarikâtnâme, usul-i tarikât, erkânname gibi isimlerle
çeşitli manzum veya mensur eserlerde toplanmıştır. Tarikât pîrleri, sonra gelen müceddit, mürşit veya
halifeler tarafından yazılan, yazdırılan veya derlettirilen bu gibi eserlerin, tasavvuf tarihi incelendiğinde
sayı itibariyle hayli çok olduğu görülecekti.

Türk edebiyatında bu tarzda yazılmış birçok eser bulunmaktadır. Eşrefoğlu Rûmî, Aziz Mahmud Hüdâî
ve Bolulu Himmet’in Tarîkat-nâmeleri en çok bilinenlerdir.

Gelenekle gelen bu kurallara uyma zorunluluğu vardır. Bu kurallar çok nadir değişikliklere uğrar.

“Tasavvufta, önceki sûfiler tarafından tesis edilen kâideler, âdab, erkân ve usûl yani yol ve yöntem
büyük önem taşır. Bir müridin gelenekten gelen bu kurallara uymadan hedefine varması mümkün
değildir ve usûle uymayan vusûlden mahrum kalır, denilir. Âdab ve erkân dokunulmazlığı olan,
değiştirilemez kurallardır. Âdab ve erkân sapmaları önleyerek geleneğin devamını sağlar.”

Tarikât ulularınca konulan bu erkânın bozulmazlığı ile kurallar hemen hemen bütün tarikâtlarda aynıdır.

“Erenler tarafından konmuş törelerin, terbiyeye dayanan geleneklerin bozulması, kan etmekten
(dökmekten) beter görülmüş, kanlıya yer verilmiş de bu töreleri bozanlara, bu geleneklere
uymayanlara yer verilmemiştir. “Yol” sözü, “âdâb ve erkân” denen törelerin, geleneklerin tümüne ad
olmuştur."

Tasavvufta terk-i edeb edepsizlik sayılmıştır. Tarikâtın âdâb ve erkânına uymak teşvik edilmiştir. İbn-i
Atâ;
“Salihlerin âdâbını uygulayan hürmet, evliyanın âdâbını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların âdâbını
uygulayan temâşâ, peygamberlerin âdâbını uygulayan üns ve inbisat makamına yaraşır hâle gelir,
demiştir.”[5]

Tasavvufta mürid katettiği her aşama için ayrı bir âdâba uymaktadır. Âdâbın zâhiri ve bâtınî iki çeşidi
bulunmaktadır. Zahiri ve şer’î olan âdâb, tasavvufun temelini oluşturur. Bâtınî âdâb ise gönlün
özellikleri ve hâlleriyle ilgili olan âdâbtır.

Bu şekilde Bektâşî âdab ve erkânıyla doğrudan ilgili olarak te’lif edilmiş ondört yazma eser tespit ettik.
Eserlerden dokuz tanesi Hacıbektaş İlçe Kütüphanesi’ndedir. Tespit edebildiğimiz âdâb ve erkâna ait
eserlere şu isimler verilmiştir: Âdâb ve Erkân-ı Bektâşîyye, Âdab-ı Tarikât-ı Bektaşiyye, Bektaşî
İnancına Ait Bir Risale, Bektâşî Tarîkâtine Ait Usûl, Âdâb, Âyinler Mecmuası, Bektâşî Tarîkâtinin
Erkânı hakkında Risale, Erkân-ı Bektâşîyye Risalesi, Erkânı Bektâşîyyeye Aid Mecmua, Silsilenâme-i
Tarîkâtnâme-i Bektaşiyye.

Bektâşîliğin erkânının temelini genel anlamda “Dört Kapı Kırk Makam” oluşturur. Hacı Bektaş Veli
tarafından oluşturulan bu sistemi Balım Sultan düzenlemiştir. Balım Sultan bir takım erkânları kurallara
bağlayarak yazıya geçirmiştir.

Tarîkatın erkânı, tarîkatın sistemini oluşturan düzeni sağlayan kurallardır.

“Erkânnâmeler çeşitli toplumsal olaylar sırasında (doğum, ölüm, sünnet, evlenme, vb. gibi) kurum
mensuplarının “nasip alma” (kuruma kabul edilme) “dervişlik, babalık, halifebabalık, dedebabalık” gibi
görev alma durumlarında bireylerin görev ve yükümlülüklerini göstermenin yanısıra bazı akitleşme (söz
verme)leri de içererek bireyin davranışlarına yön verecektir.”

“Bektâşîliğe giriş törenini anlatan, muayyen işlerin yapılmasında okunması âdet olan tercemanları,
çekilmesi icap eden gülbankları ihtiva eden ve “Erkân-nâme” denen mecmuaların bazılarında, Şia-yı
İmamiyye (Câferiyye) göre “Usûli’d-dîn, Furûu’d-dîn” denen inanç ve ibadet, bazı eksikleri olmakla
beraber izah edilmekte “muhabbet meclisi”nden, “dem”den hiç bahsolunmamaktadır.”

Bektâşî tarikatında tarikatın pîri Hacı Bektaş Veli’dir. Tarikâtın alt yapısını o oluşturmuştur. Onun
“Dört Kapı Kırk Makam “ adıyla oluşturduğu bu sistem tarikâtın seyr-i sülûk’udur.

“Kaygusuz Abdal Bektâşi erkânnâmesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektâşîliğin ilk erkânnâmesini
yazan o olur. Böylece Bektâşî tarikâtının ilk tüzük yapıcısı Kaygusuz Abdal’dır. Balım Sultan ise bu
erkânnâmeyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır.”

Bugün Bektâşilerde geçerli olan erkân-nâme Balım Sultan tarafından düzenlenen erkân-nâmedir.
Burada Balım Sultan önceki uygulamaları kaldırmamış sadece düzenleyerek tarikatın kurumlaşmasını
sağlamıştır. Önceleri sözlü olarak aktarılan uygulamalar yazılı hale getirilmiştir.

“Erkânnamenin içeriğinde yer alan şekil ve uygulamaların hiç biri amaçsız değildir. Bu ritüeller sırasında
yapılan her davranışın, kullanılan her sembolün simgelediği bir mana vardır. Belirli bir duruş biçimiyle
ya da birkaç şeklin birarada sergilendiği bir davranış kalıbıyla ortaya konulan anlatım gerçekte
sayfalarca bilgi içerdiği içerdiği halde, tek bir şekil ya da davranışa sığdırılmıştır.”

Tarîkâtin erkânına göre önemli görevleri olan kişiler şunlardır:
“Dedebaba; tüm Dünya’daki Bektâşîlerin başıdır. Törenle seçilen Dedebaba ölene kadar bu görevde
kalır. Halifebaba; Dedebabaya bağlı olarak çalışırlar. Sayıları en fazla onikidir. Babalar; Tarîkâtın eğitici
kadrosudur. Muhipleri yetiştirmekle görevlidirler. Rehber; Tarîkâtla girenlere yol gösteren kişidir.
Bektâşî tarîkâtinin en zor ve en uzun süreli olan kademesidir. Talib (muhib); İsteklilik süresini başarı ile
bitiren adayın, ikrâr erkânı içinde biatının alınıp tarîkâta kabul edilmesine muhiplik denilir. İkrâr verip
nasip alan kişi artık taliptir. İstekli tarîkâta girmek isteyen kimseye denir.”[10]

Bektâşî şiirlerinde erkânın önemine değinilmektedir. Bu kavram da şiirlerde sıkça işlenmiştir. Bektâşîler
erkân sahibi olduklarını, Hacı Bektaş Veli’ye bağlı olduklarını bildirirler;

Bize ihsan etti Celî, bu mesleği ta ezelî
Tuttuk edeb erkân yolu, biz bende-i Bektâşîyiz.
(Ali Nutki Baba)

Biz erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin çiçeğiyiz
Hacı Bektaş köçeğiyiz
Edep erkân yol bizdedir
(Kul Hasan)

Tarîkâtlerini Muhammed Ali’ye bağlayan Bektâşîler, pîrlerinin “ululardan ulu” Hacı Bektaş Veli
olduğunu söyleyerek tarîkatın erkânının onun tarafından kurulduğunu belirtirler.

Ezelî kurdular erkânı yolu
Bu yolun sahibi Muhammed Ali
Pîrimi sorarsan Bektaş-ı Velî
Ali Velî gibi er bulunur mu
(Sakine Bacı)

Bir rehber olmuş mürşide gider
Sözünce semaın aşikar eder
Muhammed Ali’nin erkânın güder
Nazlı nazlı söyler Horasan deyu...
(Âhû)

Pîrimiz uludan ulu, o kurdu erkânı yolu
Muhammed Ali’nin kulu, biz Bektâşî gülleriyiz
(Matlubî)

Tarîkâtin erkânına büyük bir düzenleme getiren Balım Sultân, erkân için emek verdiğini ifade ediyor.

Balım çoklar ile sohbet edüpdür
Bu yola erkâne emek verübdür
Gidin görün pîrim nerde durubdur
Pîr olduğu yerde haber ver imdi
(Balım Sultân)

Tarîkâtte ilerlemek kâmil insan olmak için edep ve erkânı bilmek ve ona göre davranmak
gerekmektedir.

Pir Sultan’ım Hakk’a yakındır
Edebi erkânı hemen takın dur
Ölüm uzak derler hemen yakındır
Dostlar bizi safâ ile gönderin
(Pir Sultan Abdal)

Edep erkân öğren kâmile yetiş
İhlas talip isen dâmâne yapış
Vücudun ilminde görürsen bir düş
Gafil olup sırrın verme nâdâna
(Malatyalı Sadık Baba)

Muhyiddin derviş olmağa
Ölmezden önde ölmeğe
Bir kişi nasip almağa
Edep erkân yolu gerek
(Muhyiddin Abdal)

Erkânın öğrenileceği makam dervişin şeyhidir. Bu konuda ondan yardım istenir.

Noksanım var ben de arayıp buldum
Edep erkân usûl sendedir bildim
Eşiğine yüzüm sürmeğe geldim
Erkânına geldim aman erenler
(Vehbî)

Günümüzde ‘Bektâşîler âyin ve merasimleriyle ahlak anlayışı ile Türk sosyal hayatında etkili bir yere
sahip olmakla birlikte
“bir tarîkât görünümünden ziyade diğer bâtınî unsurlarla (mesela Tahtâcı’lar, Kızılbaşlar, Alevîler vb.)
beraber bir “Alevî-Bektâşî gruplar ailesi” ya da bir “Alevî Bektâşî” geleneği halindedir. Tarihi alt
yapısının önemli bir kısmını yazılı kaynaklarının tamamını yitirmiştir.”

Bektâşî şiiri; bir takım görüşleri İslam öncesi inançlara dayanan sonraları Ahmed Yesevi’nin tasavvûfî
anlayışından etkilenen Hacı Bektaş Veli ile pîrini bulan ve bağımsız bir anlayışa dönüşen, zaman içinde
Türk toplumunun renkli sosyal hayatının zenginliği içinde Alevî, Bektâşî, Hurûfî, Kalenderî, Kızılbaş,
Tahtâcı, Bâtınî vb. heterodoks mezhep ve tarîkâtlar içinden çıkmış şairlerin çoğunlukla nefes, ilâhî,
deme, deyiş, taşlama ağıt, gibi Türklerin milli nazım şekli olan koşma tarzında meydana getirdikleri
edebi verimlerden oluşmaktadır.

Bektâşi tarikâtına ait âdâb ve erkânı oluşturan kavramlar Bektâşî şairlerince sıkça işlenmiştir. Bu
şekilde erkâna ait kavramlar şairlerce yorumlanarak zamanımıza taşınmıştır. Yazılı belgelerin yaygın ve
yeterli olmaması sebebiyle şiirlerin değeri ön plana çıkmıştır. Zaman içindeki sosyal problemlerinden
dolayı yazılı kültürü zayıf kalan Bektaşîler bu yolla da âdâb ve erkânlarını nesillerden nesillere aktarma
imkanı elde etmişlerdir. Tarikâtın temel erkânını oluşturan bu kavramların şiirlerde nasıl
yorumlandıkları, Bektâşi şairinin dünyasında ne şekilde hayal edildiği, şiir örnekleri incelendiğinde
görülmektedir. Bu şekilde Bektâşî tarikâtının âdâb ve erkânına ait unsurların şiirleştirilmiş şekli elde
edilecektir. Bu sonuçlar Alevî-Bektâşî toplumu için temeli en eski zamanlara dayanan edebî manzum bir
âdâb ve erkân-nâme örneği olacaktır.